0232 445 78 25 0232 445 78 25 info@altiparmakhukuk.org

Av. Özlem ALTIPARMAK- Hayat Bir Mucizedir!

Gözünü, gönlünü ve evini bir hayvana açmış kişiler bilirler. Her canlı bu hayatta eşsizdir ve ortak tek bir kelimenizin olmadığı bir canlıyla iletişim kurup, anlaşabilmek muhteşem bir duygudur. Kendi varlığınıza yüklediğiniz anlam, cana verdiğiniz değer ve doğayla kurduğunuz ilişki zaman içinde farklılaşır. Bakış açınızdaki bu değişim, o hayvanla sizin aranızdaki sevgi ile sınırlı kalmaz ve size felsefeyi, bilimi ve nihayetinde hukuku da sorgulatıp şu soruyu sordurur: Acaba hak, eşitlik ve adalet anlayışımız hayvanları da kapsamakta mıdır?

Artık yanıtlanması zor sorulardan biriyle başbaşayızdır ve bu soruya “hayır” yanıtı vermek canımızı acıtır. 

İnsanlar tarafından ve insan için geliştirilen hukuk, muktedir tarafından kendi çıkarı doğrultusunda yazılır, kabul edilir ve uygulanır. Doğru, adil ve hukuka uygun anlayışımız da bu rasyonalite içinde şekillenir. 

Kimin “hak sahibi” olarak kabul edildiği, içinde bulunulan zamana ve coğrafyaya göre farklılık göstermiştir. Bazı insanlar adeta insanlıktan çıkarılmış ve onlara hiçbir hak tanımamıştır. Hukukumuzun temeli sayılan Roma Hukukunda kölelerin mal olarak kabul edildiğini, mülkiyet hakkına konu bir eşya gibi pazarlarda alınıp satıldığını görürüz. Yine tarih boyunca kadınlar ve siyahlar pek çok kamusal haktan yasaklı sayılmışlar, eşit yurttaş olarak kabul edilmemişlerdir. Verilen mücadeleler neticesinde kölelik yasaklanmış, ırkçılık ve ayrımcılık suç haline getirilmiş ve insan hakları tanınarak zaman içerisinde geliştirilmiştir. 

Peki, hayvanlar bu hak yelpazesinin ve gelişimin neresinde durmaktadır? İnsanın diğer canlılarla kurduğu ilişki biçimi, o canlıların hak statüsünü de belirler. İnsanlar, insan olmayan canlıları faydası ve becerisine göre kategorize eder ve kullanır. Besin, denek, giysi, yük taşıma, bir sirkte eğlence veya süs eşyası olarak kullanılması aklımıza ilk gelecek örnekler. Bu muameleleri bir insana karşı yapmayız ve hatta kendi türümüze yönelik benzer fiilleri işlersek en ağır suçlarla cezalandırılırız. Hayvan ise bir insan gibi haklara sahip değildir, hukuki kişiliği yoktur. İnsanın amacı için araçsallaşmıştır. Değeri, insan amacına hizmete göre belirlenir. Hukuk, hayvanın bu araç konumunu benimser, onu insan karşısında nesneleştirir ve bir “mal” olarak korur.  Hayvanın zarar görmesi halinde de mal sahibinin yani insanın zararını tazmin eder. 

Hukukumuz insan merkezli hak sahipliği anlayışıyla şekillenmiştir. Hayvanı bir mal, doğayı da insanın emrinde bir kaynak olarak gördüğümüz sürece, hayvanları koruduğunu iddia eden sayısız kanun ve düzenlemenin gerçek anlamda koruma sağlaması, hayvanlara yönelik şiddetin önüne geçmesi mümkün değildir. Çünkü insanın karşısına hayvanı koyarak faydayı ve acıyı tartacaksak, her daim kazananın insan olacağı kesin. 

Şayet bir canlıya yönelik tutumunuzu, o canlının ait olduğu türe bakarak belirliyor ve insan dışındaki canlıların insana faydasından başka ahlaki veya hukuki değerinin olmadığını düşünüyorsak, yeni bir kavramla tanışmamızın vakti gelmiş demektir: “türcülük”. Tıpkı ırkçılık, cinsiyetçilik gibi türcülüğü de görünür kılmamız, diğer canlılarla ve türlerle kurduğumuz ilişki üzerine ayrıntılı düşünmemiz gerekir. Şekil ve renk değiştirebilen ahtapotlar, gece zifiri karanlıkta avlanabilen leoparlar, binlerce kilometre uçabilen göçmen kuşlar, eksi elli derecelerde yaşayabilen penguenler gibi eşsiz yeteneğe sahip milyonlarca farklı türle çevrili olduğumuz halde, en üstün ve biricik türün biz olduğumuzu düşünmemizin gerçek sebebi nedir? 

İklim krizinin etkilerini artık çok şiddetli yaşıyoruz ve bu durum doğa ile kurduğumuz ilişkiyi tekrar sorgulamamıza sebep oluyor. Bizi türler arasında bir adım öne geçiren zekamızı kullanarak bir anlayış değişikliği yapmadığımız sürece, bu süreci geri döndürmemiz ve felaketlerin üstesinden gelmemiz mümkün değil. Bizi yok oluşa götürecek kibrimizi bir yana bırakıp, doğayla ve tüm canlılarla kurduğumuz ilişkiyi yeniden gözden geçirmemiz şart. Çünkü bu dünyada üstün ve biricik değil, baskın türüz biz. 

“Hayat bir mucizedir” deriz çoğu zaman ve mucize dediğimizde içimiz ışıldar. Ama aslında insanı aciz bırakan şey demektir mucize. Yoksa o şey, gerçek bir “mucize” olmaz. Hayvanlarla ve doğayla kurduğumuz ilişkide eşsizliğimiz kadar acizliğimizin de farkına varırsak, işte o zaman gerçek anlamda mucize ile tanışmış olacağız. Çünkü bu dünyada tüm canlılarla uyum içinde bir yaşam, mucizelerin en güzeli…

Dünyahali https://apos.to/i/hayat-bir-mucize

TÜM HAKLARI SAKLIDIR 2019 ©
Powered by